23 Ocak 2013 Çarşamba

NAS SURESİ


NAS SURESİ

De ki: "Sığınırım ben, insanların Rabbine.
İnsanların MELİKİNE,
İnsanların İLAHINA,
Deki? Emri çok unsurları ihtiva etmektedir. Peki neyi söylemeli, iletmeli, anlatmalı.
Kime söylemeli, neyi, nasıl, ne zaman, nerede, niçin, hangi usulle anlatmalı.
Kişi, söyleneni, yani KURANI düşünmeli, anlamalı, yaşamalı, içselleştirmeli ki aktarabilsin. Bu, İKRA emrine benzemektedir. Anlamayan anlatamaz. İkra veya gul/deki; okumak, anlamak, ibret almak, yaşamak ve anlatmaktır. Deki, sadece söylemek değil, yaşamaktır, yapmaktır.
Deki, soranlara söylemektir/anlatmaktır, gerek duyanlara izah etmektir, tüm insanlığa ilan etmektir.

Sığınmak ne demek. Nasıl bir olgudur. Düşünelim.
Bir eve, ülkeye sığınan, iltica eden insan üzerinden olayı anlamaya çalışalım. Eve sığınan kişi, yer içer, rahat eder. Ondan beklenen ise sunulanlara teşekkür etmek ve konulan kurallarına uymaktır. Ülkeye sığınanlar da benzer durumdadır. O ülkenin kurallarına uymak durumundadır. İngiltere’ye sığınan kişi trafikte, ben soldan değil, sağdan gideceğim derse trafik alt üst olur.


Sığınmak, bir ortamdan/halden, şartlardan, kurallardan kaçınıp, başka bir ortama/duruma, şartlara, kurallara iltica etmektir. Ortamı başkalaştırmaktır. Değişimdir, dönüşümdür.

Başka bir deyişle insanı sarmalayan kuralları, şartları bilinçli olarak değiştirmektir.

Ayartılardan kaçınıp, Allah’a Kurana iltica etmektir. Hayatı değiştirmektir.
Nitekimyaklaşık mealinde, 7/200 Ne zaman şeytândan bir kötü düşünce seni dürtüklerse, Allah'a sığın; çünkü O, işitendir, bilendir. Ayetinde, kötü düşünceden kaçınıp Allah’a sığınmak, yani o konudaki ayartılardan uzaklaşıp Kuranın ilke ve ölçülerine uymak gerektiği vurgulanmaktadır.
Sığınmak, sığınılan kurallara uymaktır. Allah’a sığınmak da Kuranın kurallarına iltica etmek ve uymaktır.
Rabbine, Melikine, İlahına sığınmak, tüm ayartılardan  kaçınıp Vahye uymaktır.
Kuran ölçüsünü rehber edinmektir.
Kuranı Kerimi ve kitabı kainatı  okumak, anlamak, ders çıkarmak ve bunları yaşamaktır. Sadece Kurandan yardım almak ve ona göre davranmaktır. Allah’a güvenmek, bağlanmak ve öğretisine uygun yaşamaktır.
1/5 İyyake na'budu ve iyyake nesteîn. Ancak sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz! İlkesini hayatlaştırmaktır. İlk sure olan Fatihadan  Nas suresine kadar her türlü misalle, döndürüp döndürüp, ayrıntılarla, noksan bırakmaksızın, apaçık anlatılan vahye, vahyin ilke ve ölçülerine uygun yaşam sürmektir. Sorunlarla karşılaşınca yine Allah’tan, Kurandan yardım almaktır.  Kuran ölçülerine en zirve manaya evrensel ilkesine göre yeniden yapılanmaktır. Sadece Allah’tan, Kurandan yardım, ölçü, ilke almaktır.

Burada, insanların Rabbine, Melikine, İlahına sığınmamız belirtilmektedir. Toplumsal okunduğunda ve ele alındığında, Rablık, meliklik, ilahlık iddi eden, bu sıfatlarına ortak olma iddiasında bulunanlara, sistemlere, düzenlere, firavunlaşan güçlere değil. Sadece ve sadece bunların da Rabbi, Meliki ve İlahı olana, Onun Vahyine uymamız gerekmektedir.

Yoksa, Rablik, Meliklik, İlahlık iddiasında olan insanlara, sistemlere, güç iddiasında olanlara, bunları dayatanlara sığınmamaktır. Bunların kurallarına, ölçülerine, ilkelerine bağlanmamaktır. Kurana aykırı tüm ölçüleri benimsememektir.
Bu Kuran dışı ölçüler, ilkeler, kurallar kimden gelirse gelsin kaçınmaktır. Doğru ve güzel olana kilitlenip, tüm ayartıları aşıp, bu yolda çabalamaya devam etmektir.


O sinsi vesvesecinin şerrinden
O ki insanların göğüslerine/de (kötü düşünceler) fısıldar.
Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah'a sığınırım).


Kimden sığınılmalıdır.

İnsanın iç ve dış alemindeki,  ins ve cins, cinlenen, cinnet getiren insanlardan yani, görünür görünmez tüm ayartılardan, tutkulardan, esaretlerden, aldatmalardan tahriklerden, pohpohlanmaktan, gaza getirilmekten  kaçınıp, Kuran ölçülerine iltica ederek istikrarlı bir şekilde yola devam edip korunmalıdır.


Nas suresinde “Allah kendisine sığınanı, sadece kendi dışındaki görünür görünmez türlerin şerrinden değil, kendi türünün şerrinden de korur M İslamoğlu”. “Cin ve insan kaynaklı vesveseler konusunda şarlatanlara değil, Allah’a sığınmalıdır.M Okuyan”. “Bu sûrede de insanların Allah’a sığınmaları gereken şerlerin [zararlıların] sayılmasına devam edilmiştir H Yılmaz”. “İnsanları kandırıp kötü yollara sürüklemeğe çalışan cin ve insan şey­tanları vardır, Allah'ı anmak ve O'na sığınmakla ruh, kötü düşüncelerin etkisinden kurtulur, çünkü “Ancak Allah'ı anmakla gönüller huzura erer! S Ateş”.
İnsanın yapısı ve saadete ulaşmasının yolu açıklanmakta, bu bağlamda sürekli ayartılarının olacağı, bunların insanın göğsünde/içinde bulunacağı ve rablık, meliklik, ilahlık iddiasıyla ve düzenleriyle dış çevresinde de yer alacağı, bu ayartanların görünür veya görünmez olup, her daim ölünceye kadar, her durumda insana vesvese/ayartı sunacağı belirtilmekte ve ayartılardan kaçınıp Allah’a, Kuran ölçülerine ilkelerine/ emirlerine iltica edilmesi yani Kuranın yaşanılmasıyla  korunulacağı anlatılmaktadır.
Bu nedenle insan her düşüncesini/tercihini/kararını/eylemini Kuran mihengine/ölçüsüne vurmalı ve denetiminden geçirmelidir.

ARAPÇASI OKUNUŞU YAKLAŞIK MEALİ


 rtfSelectedTabRef*36*6*6*114.006*Nas 1-6**1*90*tumSure*rtfSelectedTabRef
 rtfBulunanSayi*6*rtfBulunanSayi
 rtfSndPly*114.1*

(١١٤-١)
114.1*************
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ

114.1 - Gul eûzu birabbin nâs.

S ATEŞ - De ki: "Sığınırım ben, insanların Rabbine.

 rtfSndPly*114.2*
(١١٤-٢)
114.2*************
مَلِكِ النَّاسِ

114.2 - Melikin nâs.

114.2 - İnsanların pâdişâhına,

 rtfSndPly*114.3*
(١١٤-٣)
114.3*************
اِلٰهِ النَّاسِ

114.3 - İlâhin nâs.

114.3 - İnsanların Tanrısına:

 rtfSndPly*114.4*
(١١٤-٤)
114.4*************
مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ

114.4 - Min şerril vesvâsil hannâs.

114.4 - O sinsi vesvesecinin şerrinden.

 rtfSndPly*114.5*
(١١٤-٥)
114.5*************
اَلَّذٖى يُوَسْوِسُ فٖى صُدُورِ النَّاسِ

114.5 - Ellezî yuvesvisu fî sudûrin nâs.

114.5 - O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar.

 rtfSndPly*114.6*
(١١٤-٦)
114.6*************
مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ

114.6 - Minel cinneti ven nâs.

114.6 - Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah'a sığınırım).



NAS SURESİ ÇALIŞMA NOTLARI
 rtfSelectedTabRef*36*6*6*114.006*Nas 1-6**1*90*tumSure*rtfSelectedTabRef
 rtfBulunanSayi*6*rtfBulunanSayi
 rtfSndPly*114.1*

(١١٤-١)
114.1*************
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ
114.1 - Gul eûzu birabbin nâs.
114.1 - De ki: "Sığınırım ben, insanların Rabbine.

kul قُلْ  : Deki, demek, söylemek, buyurmak, anlatmak, içten söylemek, iftira etme, uydurma, nisbet etme, adlandırma, söz, görüş, inanç, akide,
nâs النَّاسِ: İnsanlar, kavim, sallanmak, sallanan, lahit, sanduka, ins:cana yakın, samimi, girişken, sosyal, alışmış olmak, aşina, tanıdık, dost, canlılık, kibar, zarif,
rabb بِرَبِّ: Terbiye eden, kemale erdiren, malik, seyyid, efendi, besleyen bakan, ilah, mabud, Terbiye edip eğiten, yarattıklarını belirli bir programa uygun olarak bir takım hedeflere götüren, tekâmülü programlayıp yöneten” anlamınadır.HY
eûzu اَعُوذُ: Sığınmak,bir başkasına iltica etmek, sığınmak” anlamına gelen “اعوذ - e’uzu” sözcüğü ile ifade edilmiştir. Bu sözcük “عوذ - avz” kökünden türemiştir. Kur’ân’da bu kökten türemiş “عذت - uztü, يعيذون - yeızune , فاستعذ - festeız sözcükleri de aynı anlama gelmektedir.HYılmaz.
rtfSndPly*114.2*
Euzu /Sığınmayla ilgili ayetler



22 Ocak 2013 Salı

101 KARİA SURESİ

101.1 - El gâriah. 
101.2 - Mel gâriah. 
101.3 - Ve mâ edrâke mel gâriah. 
101.4 - Yevme yekûnun nâsu kelferâşil mebsûs. 
101.5 - Ve tekûnul cibâlu kel'ıhnil menfûş. 

El gâriah, çarpan  hoplatan, coşturan manaları dikkate alındığında,
Yaratılış amacına yönelmeyi, bu uğurda hoplamayı, coşmayı, her türlü fedakarlık yapmayı, adeta hedefe kilitlenmek gerektiği bunu idrak etmenin önemi vurgulanmaktadır.
Bu amaç doğrultusunda  ferâşil mebsûs yaşamlarını, düşüncelerini kuran ilkeleriyle süslemeleri, yaptıkları güzel ve salih işlerle dünya hayatını donatmaları, adeta yeni bir örtüyle kaplamaya çalıştıklarında,

Bu yolda, karşılaştıkları cibâlu kel'ıhnil menfûş dağ gibi sorunların şüphe, vesvese, korku vb içsel ve dışsal engellerin dağılması, giderilmesi ve yok edileceği anlatılmaktadır.

19 Aralık 2012 Çarşamba

ADİYAT SURESİ


ADİYAT SURESİ



Nefesleriyle ses çıkararak koşanlara/dinmez bir hınçla saldıranlara, İnsanları baskıyla, zulümle, terörle, hileyle, her türlü yöntemle yıldırmak, davalarından koparmak için var gücüyle saldıran, yıldırmaya çalışanları, grupları, sistemleri, düzenleri yani, Esed’in ifadesiyle “bâtıl ile şartlanmış ve yönlendirilmiş, bencil arzuların, çılgınca ihtirasların kölesi olmuş, akıl ve bilincin kontrolünden çıkmış, şaşkın toz bulutlarının ve sapık iştahların körleştirdiği, karmaşık/çözümsüz durumlara kendini sokanları”/ adileri düşün.

Ateş çıkaranlara/öfke ateşiyle etrafı tutuşturanlara, Gizlice/arkadan insanlar arasında bozgunculuk yaparlar/insanlar arasında gizlice ateş yakarlar/toplumu kurt gibi içten içe kemirirler. Görünür görünmez ayartılarla ihvanların Kurana bağlılıklarını bozarlar. Fitne ve fesatla Allah’a Kurana olan güven duygusunu, imanı adeta ateşe verirler. Kuranla olan bağlarını yakar, yok ederler. Allah ikra emretmesine rağmen, günümüzdeki gibi anlamadan telaffuz ettirirler, anlayıp düşünmek ibret almak da neymiş, insanın haddi mi diye, manasından, içeriğinden, hayata indirgenmesinden koparırlar, papağanvari tekrar eder hale getirirler. Ölçüsüzleştirirler. Kuransız bir toplum yaparlar. Önem ve öncelik verdikleri Kuran dışındaki tüm unsurları ilahlaştırırlar. Bu ve benzeri ateşlerle, kendileri gibi Allah’a ve Kurana önem ve öncelik vermeyenleri, bu konuda zaaf gösterenleri, toplumları, sistemleri cayır cayır yakarlar.

Sabahleyin akın edenlere/sabahlara kadar kıskançlıktan kıvrananlara, Kuranın Rabbin terbiyesine girerek yepyeni bir ahlaka ulaşmak için ikra emrini/ yalnız yaratan Rabbin terbiyesine tabi olmayı, diğer ilahları reddetmeyi işittikleri andan itibaren, kin, nefret, kıskaçlık ve haset vb duygularla her an kıvranaırlar.

Tozkoparanlara/toz dumana katarak ortalığı bulandıranlara, Böylece ortalığı altüst ederler. Hak ile batılı karıştırırlar. Doğru ile yanlışı yer değiştirirler. Kurandan koparırlar, Kuran yerine kuran dışı değerleri hakim kılarlar. Ortalığı tozu dumana katarlar. İnsanları hak ve hakikatten savururlar.

Derken bir topluluğun ortasına dalanlara. Topluca herkesi bu bataklığın ortasına sürüklerler/atarlar. Bunun için o toplulukların ortasında, başında, içinde yer alırlar. Münafıklığın her haline bürünürler. Lider olurlar, toplum önderi olurlar, milyonları peşinden sürüklerler, oylarını alırlar, desteklerini isterler, kurtarıcı kesilirler. Koşulsuz destek isterler. Havuç ve değneği ellerinde tutarak, mal ve makam gibi dünyalıkları amaç edinenleri kullaştırırlar. Yalakacı yaparlar. İlkesiz Kuransız bir toplum oluştururlar. Kullaştırdıklarının ilah rolünü çalarlar.

Ki insan, Rabbine karşı çok nankördür.
Ve o da buna şâhiddir.
Doğrusu o, malı çok sever. Tüm bunların sebebi, insanın mala, mülke, güce, zenginliğe olan tutkusudur. Rabbin kural ve kanunlarını unutturur. Yaşamdaki amacını şaşırtır. Araçları amaç edinir, gelip geçici dünyalıklar için ölesiye çalışır, kulu kölesi olur. Allah yerine önem ve öncelik verdiklerinin kulu olur.
Bilmez mi o, kabirlerde olanlar dışarı atıldığı,
Göğüslerde bulunanlar devşirildiği zaman,
O gün Rabbi onların her halini haber almış bilmiştir.
Bilmez mi, bu ve benzeri durumlardan kurtuluşun ancak Kurana bağlılıkla olacağını, insanın tüm bu çirkinliklerini Allah’ın bildiğini, ortaya konulup hesaba çekileceğini, kurtuluşun ise, kesin olarak bu halden vazgeçip af dilemek olduğunu. Rabbinin terbiyesine girerek, Kuran ahlakıyla hayatlanmalıdır. Kurana her şeyden daha çok önem ve öncelik vermelidir. Bunun için ikrayla başlamalı, asr, inşirah, inzalle nurlaşmalıdır.
Bu sure:
“Geleneksel açıklamalar, “binek atları”nın burada müminlerin Allah yolunda savaşmalarını (cihâd) sembolize ettiği ve bu nedenle son derece övgüye değer bir şeyi temsil ettiği varsayımına dayanmaktadır. Oysa bu açıklama, böyle olumlu bir temsil ile 6. ayet ve devamında ifade edilen kınama arasındaki tenakuzu dikkate almamakta, ayrıca bu şekildeki bir klasik açıklama surenin iki bölümü arasında mantıkî bir bağlantı kuramamaktadır. Ama böyle bir bağlantının varlığı gerekli olduğundan ve 6-11. ayetler tartışmasız bir şekilde kınayıcı bir nitelik taşıdığından, ilk beş ayetin de aynı -veya, en azından benzer- bir karaktere sahip olduğu sonucuna varırız. “Binek atları” temsîlinin burada olumlu bir anlamda kullanıldığı ön yargısından kendimizi kurtardığımızda bu karakter hemen açıkça anlaşılır. Burada tersi geçerlidir. “Binek atları”, şüpheye mahal bırakmayacak şekilde, yoldan çıkmış insan ruhunu veya kişiliğini sembolize eder M Esed.”
“Adiyat süresinin 1-5 ayetleri kasem cümlesini, 6-8 ayetleri de kaseme cevap bölümünü oluşturmaktadır. Cümlenin cevap bölümünde Rablerine karşı nankör oldukları açıklanan insanların nankörlüklerinin kanıtı, cümlenin kasem bölümünde gösterilmekte ve kanıt olarak bu insanların menfaat hırsıyla, gözleri dönmüşçesine yaptıkları talan, kapkaç, vurgun, soygun gibi kötü davranışları sıralanmaktadır. 9-11 ayetlerinde de yine bu nankör insanlara ahiret gününde yaptıkları her şeyin ayan beyan ortada olacağı hatırlatılmaktadır.HYılmaz.”
Bu ilk beş ayetde, “Vahyin inkarcı muhataplarının vahye karşı gösterdikleri garip tepkiyi ifade etmektedir. Bunun delili de hemen arkasından gelen ayetlerdir.Mİslamoğlu”. “Hakikat karşıtlarının anlaşılması zor tutumları üzerinde durulmaktadır M Okuyan”.
Bu surede insanın içsel ve dışsal düşmanlarının bu düşmanlık halleri tasvir edilmektedir. Tüm bu durumlarla mücadele edecek akıl, düşünme, vicdan vb donanımlarla yaratılan, Kuranla, Peygamberle desteklenen insanın, mala düşkünlüğünün sonucu olarak Rabbine yani Vahyi terbiyeye/ahlaka karşı çok nankör olduğu ve bunun nedenleri ve sonuçları anlatılarak uyarılmaktadır. Böylece, insanın içsel ve dışsal şeytanlara/ ayartılara karşı teyakkuz halinde olması, aklını kullanması, düşünmesi, muhakeme etmesi, seçici davranması, Kuran ilke ve ölçülerini gözetmesi ve bu şuurla yaşaması, Kuranın rehberliğine uyması gerektiği vurgulanmaktadır. http://aaldemira.blogspot.com/

5 Aralık 2012 Çarşamba

ZİLZAL SURESİ

ZİLZAL SURESİ

Zilzal sarsıntı insanda, toplumda, ülkelerde ve kainatta olmaktadır.
İnsandaki büyük sarsıntıdır.
Bu sure, her bir açıdan okunmalı, ikra yapılmalıdır.

Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,  
İnsanlar, toplumlar, sistemler sarsıldığında, büyük değişim, dönüşüm gerçekleştiğinde, adaletsiz, zalim insanlar, düzenler, sistemler, alt üst olduğunda, iktidarlar değiştiğinde,
Yer ağırlıklarını çıkardığı, zalim güçler, iktidarlar, alaşağı edildiğinde, vahiyle insan arasına giren tüm ağırlıklar, engeller devrilip insanlık ilahi özgürlüğüne kavuştuğunda,
Ve insan: "Ona ne oluyor?" dediği zaman! Güçlü, kuvvetli, zengin ve zalim kişilerin, sistemlerin, yöneticilerin kötü sonları gerçekleştiğinde ve değişim ve dönüşümü hayal bile edemeyenler şaşa kalıp, kıvranmaya başladığında,
İşte o gün, haberlerini söyler. İşte o gün tüm insanlar bu değişimi, dönüşümü, sarsıntıyı Vahyi konuşmaktadır.       
Çünkü Rabbin ona vahyetmiştir  Bütün bunlar Rabbin vahyine/ilahi kanunlara göre olmaktadır. Sunnetullaha göre olmaktadır.
Rabbimiz bu değişimin dönüşümün kanununu koymuştur.
Değişmek dönüşmek isteyenler:
Üzerine düşünleri, ikrayı; okumayı, düşünmeyi, ibret almayı, yaşamayı ve anlatmayı yapmalıdır.
Kuranı asr edip, sıkıp suyunu çıkarmalı, ilkelerine, değerlerine, ölçülerine, amaçlarına ulaşmalıdır.
İkradan, asırdan elde ettiği sonuçlarla aklı, göğsü inşiraha uğrayıp, bakış açısı, yaşam amacı değişmelidir.
Kuranı içselleştirip, tüm benliğine inzal olmasını sağlamalıdır.
Bireyselde başlayan bu değişimin, çevresini saran tüm yeryüzünde dalgalar halinde devamı için bu yolda kendini Kurana adamalı, Allah için yaşamalıdır.
Bu durumda değişim ve dönüşüm gerçekleşmekte ve  Vahyi yaşam kaçınılmaz olmaktadır. İşte o zaman insanlar kendileriyle yüzleşip, yaptıklarıyla hesaplaşıp, yol seçme özgürlüğünü yaşar.
O gün insanlar, ayrı ayrı gruplar halinde çıkarlar ki, yaptıkları işler kendilerine gösterilsin. O gün adalet sistemi, vahyi düzen geldiğinde iyiler kötülerden ayrılmakta her bir grup amellerinin sonucunu açıkça görmektedir.
Artık kim zerre ağırlığınca hayır yapmışsa onu görür.
Ve kim zerre ağırlığınca şer yapmışsa onu görür.


ZİLZAL SURESİ ÇALIŞMA NOTLARI

 rtfSelectedTabRef*19*8*8*099.008*Zilzal 1-8**1*90*tumSure*rtfSelectedTabRef
 rtfBulunanSayi*8*rtfBulunanSayi
 rtfSndPly*99.1*

99.1*************اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَا
99.1 - İzâ zulziletil ardu zilzâlehâ.
S Ateş - Yer o yaman sarsıntı ile sarsıldığı,
YB-İnsanlar kütlesinde o büyük devrim/sarsıntı gerçekleştiğinde var olan adaletsiz sosyo-ekonomik sistem ters yüz olacak.  
·             Zalezale: زُلْزِلَتِ sarsma, depretme, muzdarip kılma, sarsıntı, deprem,
· ARaDa ,Arz: الْاَرْضُ  İnsanlar kütlesi, aşağıda olan insanlar kütlesi. Cennetten İHBİTU=alçalın diye kovulmuş olan insanlar kütlesi YB. Tüm meal ve tefsirlerde الارض [arz] sözcüğü hep “yeryüzü” olarak çevrilmiştir. Eğer arz sözcüğü “yeryüzü” anlamında kabul edilirse, Kur’ân’ın “ayırıcı söz” oluşunun kanıtı olarak “yeryüzü” gösterilmiş olmakta, fakat gösterilen bu kanıt, ileri sürülen tezi ispatlayamamaktadır.
o      Bu sebeple burada yapılması gereken, önce arz sözcüğünün kadim Arapça’daki anlamlarına bakmak ve bu anlamlar içinden pasaja uygun olanını tercih etmektir. Arz sözcüğü aşağıdaki anlamlara gelmektedir:
o      Üzerinde insanların bulunduğu yer.
o      Her aşağı olan, aşağıda bulunan şey.
o      Devenin ayakları.
o      Yere yakın yaratıklar.
o      Hayvanların ayaklarının yere yakın kısımları.
o      İnsanın topuğundan aşağıdaki kısmı.
o      Ayakkabının tabanı.
o      Kuru ağaç yiyen böcek.
o      İlk bahar günleri ortaya çıkan karıncaya benzer beyaz kurtçuk.
o      Kum içinde yaşayan solucan, keme cinsinden yaratıklar.
o      Dikkat edilirse, yukarıdaki anlamların ortak noktası, hepsinin de “aşağı olmayı, sefilliği, yere yakınlığı” ifade etmekte oluşlarıdır. Zaten “dünya”ya arz denilmesinin sebebi de, herkesin ayakları altında olmasından dolayıdır.
o      Âyette arz sözcüğü yalın olarak değil, “yarılma, çatlama sahibi olan” nitelemesiyle birlikte zikredilmiştir. Bu durum, burada ifade edilen arz‘ın, normal “arz” olmadığına işaret etmektedir. Bu durum dikkate alındığında ortaya yarılıp çatlayan, aşağılık bir “arz” çıkmaktadır ki, bu arz bizim bildiğimiz “yeryüzü” olmadığı gibi, Kur’ân’ın “ayırıcı söz” olduğuna kanıt teşkil edecek bir şey de değildir. Dolayısıyla yapılması gereken iş, sözcüğün mecaz anlamına gitmektir.
o      Bize göre bu âyetteki arz‘dan maksat, “cahil, inançsız, yalanlayıcı kâfirlerdir. Bu insanların çatlamaları, yarılmaları ise akıllarının karışmasını, bütünlüklerinin bozulmasını ifade etmektedir. Kur’ân karşısında kâfirlerin kafaları karışmakta, bütünlükleri bozulmaktadır. Bu karışıklık ve dağılma, bazılarının İslâm’a girmelerini sağlayacaktır. Cahil kâfirlerin çatlama, yarılma kelimeleriyle ifade edilen bu hâlleri, hatırlanacak olursa Kaf/2-3‘de şaşkınlık olarak dile getirilmiştiHY.

30 Ekim 2012 Salı

BEYYİNE SURESİ


BEYYİNE SURESİ


1-3 Kitap ehlinden/buyruk sahiplerinden/iktidar ehlinden/dinin önde gidenlerinden/ileri gelenlerden/yönetici elit sınıftan,
ve müşriklerden/şirk koşanlardan/Allah’a ortak olma iddiasında olanlardan/Allah’a beraber Onun ilkelerine aykırılıklara tapanlardan, öğretileri benimseyenlerden, sistemleri, kuralları ölçü alanlardan,
gerçekleri gizleyen kimseler
kendilerine beyyine/apaçık olan - içinde değerli yasalar/kitaplar olan
tertemiz sahifeleri okuyan, yani, bunları yaşamda gösteren, iyilikler, fedakarlıklar yapan ve yaşayan, Allah tarafından gönderilmiş bir elçi – gelinceye kadar
münfek/güçsüz/takatsiz/birbirinden sökülmüş olmadılar.

4-Ve o, kendilerine kitap/yasa verilen kişiler,
(maalesef) ancak kendilerine beyyine/açık kanıt, Kuran, evrensel ilkeler geldikten sonra
ayrılığa düştüler/AYRIŞMAYA başladılar

Ayırt edici tek ölçü Kurandır. Kuranı, ölçü yapınca iman edenler ve diğerleri ayrışır. Kuran tek ahlak ölçüsü olarak ele alındığında saflar belirginleşir.
Önde olanlar, ileri gelenler, yönetenler, makam ve mevkilere oturanlar ve buyruk sahiplerine ve sundukları tüm kurallara karşı KURAN VE İLKELERİ ortaya konulunca ayrışma başlar.

Kuranı ikra yapmak, topluma yaptırmak ve  yaşayan Kuran olmak esastır. Değişim de böyle başlamaktadır. Birey veya topluluk yaşayan Kuran olmakla birlikte ayrışma gerçekleşmekte ve değişim ve dönüşüm başlamaktadır.

Bu ayetlerde her yerde, herkese karşı ve her durumda KURAN VE İLKELERİNİN açıkça ortaya konulması, yaşanılması durumunda, ayrışmanın olacağı ve değişim ve dönüşümün başlayacağı ilkesi açıklanmaktadır. Nitekim sonraki ayetlerde de insandan beklenilenin de bu gerçek olduğu vurgusu, dini/yaşamı yalnız Allah'a hâlis kılma ve sadece Ona kul olma, yani onun ilkelerine aykırılığı hali reddetme emredilerek yapılmaktadır.

İşte sorun burada başlamaktadır. Rabbimiz kim, bizi kim terbiye ediyor. Ahlakımızı yaşamımızı, kurallarımızı, sistemimizi, düzenimizi kim belirliyor. Neyi ölçü alıyoruz. Yaşam amacımız ne. Ne için yaşıyor, ölesiye çabalıyoruz. Mal, mülk, makam vb şeyleri araç olmaktan çıkarıp amaç mı edinmişiz. Bunların kölesi kulu mu olmuşuz. Varsa yoksa çoğaltma yarışının tutsağı mıyız. Bu ve benzeri soruların cevabı için KURAN VE İLKELERİ önümüze aldığımızda, durumu görüp, seçimimizi yeniden yapılandırmalı ve yolumuzu belirlemeliyiz. Ayrışmayı içimizde dünyamızda yapıp değişime başlamalıyız.
Bunu bireysel yaptığımız gibi ailesel ve toplumsal da gerçekleştirmeli KURAN VE İLKELERİ esas alanlarla aynı saflarda olmalıyız. Bunun için yapılması gerekenlerde aşağıdaki ayetlerinde de sayılmıştır.

15 Ekim 2012 Pazartesi

TİN SURESİ


TİN SURESİ




1-Tin'i ve Zeytûn'u düşün.  Zeytunu, nuru, aydınlığı, gelişimi düşün,

ve bu nura karşı duranı, tini, cehalet hastalığını, karanlığı düşün,

2-5-Ve tûri sînîn Ve hâzel beledil emîn.Legad halagnel insâne fî ahseni tagvîm ( Biz insanı en güzel biçimde yarattık). Summe radednâhu esfele sâfilîn(Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik).
En güzel biçimde yaratılıp, geliştirilip yüceltilen, maddi ve manevi gelişerek ahseni takvim olması için
nurla, en güzel ahlakı ilkelerle, evrensel doğrularla, Kuranla desteklenen insan,
Rabbi ve Kuran yerine,
başkasının ahlakına, terbiyesine tabi olursa,
Turu sinine, senelerin getirdiği düzene, töreye, tavra, alışkanlıklara teslim olursa,
beledil emîni, içinde bulunduğu cehaleti, ahmaklığı, karanlığı emin bulursa,
bu durumu vazgeçilmez görürse,
aşağıların aşağısına düşer, madden büyüse de manen ahlaken büyümediği için esfele safiline düşer ve sefil olur.
Bu nurla tinini değiştirirse, senelerin getirdiği düzene, töreye, tavra, alışkanlıklarını, emin sandığı halini terk eder ve aydınlatırsa ahseni takvim olur.

6-İllellezîne âmenû ve amilus sâlihâti felehum ecrun ğayru memnûn (Yalnız inanıp iyi işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir mükâfât vardır).
Şüphesiz inanan/Allah’a güvenen /Kurana değer veren/ Kitaptaki ilkelere teslim olan/Kurana göre yaşam sergileyen/ başka sistemleri, düzenleri, ahlaki değerleri reddeden /tüm ilahlardan, bağımlılıktan kurtulan
ve salihatı işleyen/ Kuran nuruyla yoğrulup kendi salahiyetlerini kullanarak Kurana uygun kararlarını verip, islah edici, kalıcı, değiştirici, dönüştürücü, düzeltici işer yapan/Kuranın öğretisine göre davranan/Kuranın yaşam kitabı yapılmasına çalışan kimseler,
bu sefil duruma düşmekten kurtulur.
Yine insanlar Kurana uymaları sonucu, Kuranın nuruyla kesintisiz nimetlere ecirlere, yüceliklere ve bahtiyarlıklara ulaşırlar.

7-Femâ yukezzibuke bağdu bid dîn. Böyle iken sana dini yalanlatan nedir?Böyle iken, bu yoldan, Kurandan ayıran nedir.
Kurandan uzak yaşatan nedir.
Kuranın öngördüğü insan tipinden gayri hallere düşüren nedir.
Dini, din gününü, hesabı unutturan, yalanlatan nedir.
Bunları düşün, aklet, anla ve bu esaretten, sefillikten, kölelikten,  kurtul.
Kuranın yolunda giderek cennet gibi bir yaşam sür.

8-Eleysallâhu biahkemil hâkimîn. Allâh, hüküm verenlerin en iyisi değil midir?
Zira, Allah hüküm verenlerin en iyisi,
Ahkamı, en güzel,
kuralları en mükemmel,
terbiyesi en muhteşem olandır.
 
TİN SURESİ ÇALIŞMA NOTLARI


1 Ekim 2012 Pazartesi

İNŞİRAH SURESİ





İNŞİRAH SURESİ


Biz senin (bunalan) göğsünü açmadık mı
Kuranı yaşam kitabı yapma yolunda çabalayanların, zorluklarla, sıkıntılarla, şer cephesiyle, kavmin ileri gelenleriyle, kurulu sistemden nemalaşanlar ve bu sistemle bütünleşenlerle mücadelesinde karşılaşılan, tehdit, yokluk ambargo, baskı ve zulüm nedeniyle yaşanılan sıkıntılardan kurtuluşun ve başarıya ulaşmanın yolu ve müjdesi verilmektedir. Davaya bağlılık ölçüsünde, bu sorunların çözümünde inşirah olunacağı ilkesi açıklanmaktadır.

Esasen, Kuran ayetleri inşirah ederek yol göstermekte, bakış açısını değiştirmekte, motivasyonunu artırmakta ve cennet vari yaşama ulaştırmaktadır. İnşirah insanda olduğu gibi, toplumda da Kuran ayetlerini ıkra yapma ölçüsünde tecelli etmektedir. Kuranı ikra yaptıkça yücelirken, ikradan uzaklaştıkça alçalmakta ve seviye kaybetmektedir. Tarih ve insanın yaşamı bunun örnekleriyle doludur.

ŞERH-I SADR: Deyimi oluşturan sözcüklerden biri olan “- şerh” sözcüğü aslen et ve benzeri şeyleri açmak, yaymak, açıp yayarak genişletmek anlamındadır. Deyimin ikinci sözcüğü “ - sadr” ise, her şeyin ön ve baş tarafı, insan vücudunun kalp ve ciğerleri de içine alan baş ile bel arasındaki bölümünün ön kısmı, yani sine, göğüs, bağır denilen bölgesidir. Ayrıca “sadr” sözcüğü, kinaye olarak - kalp” ve - nefs” sözcükleri için de kullanılır.Yukarıda açıkladığımız “şerh” ve “sadr” sözcüklerinden oluşan - şerh-ı sadr” tamlamasının sözcük anlamı “göğüsün açılması” demektir. Deyim olarak ise “göğüs ve kalp ferahlığı” demektir. Bu deyim aynı zamanda ruhsal sevinç, şevk, bilgi ve tahammül genişliği anlamlarına da gelir. Nitekim Arap dilinin ve Kur’ân kavramlarının büyük otoritelerinden olan Ragıb, Müfredat adlı eserinde “şerh-ı sadr” deyimi için “ilâhî nurla göğsün genişlemesi, Allah tarafından bir huzur ve rahatlatmadır” açıklamasını yapmıştır. (el-Müfredat, S. 258)
Bu deyimin karşıt anlamlısı olarak “- dîg-ı sadr [göğüs darlığı]” deyimi kullanılır. Türkçeye “tazyik [sıkıştırmak]” olarak geçen “- dîg” sözcüğü, çok sıkıştırmak, âdeta presle sıkıştırmak demektir. Göğsün sıkışması sebebiyle oluşan sıkıntıdan dolayı deyim “göğüs darlığı” anlamını kazanır. Bu nedenle - dîg-ı sadr” deyimi, manevî açıdan iç sıkıntısı, ümitsizlik, karamsarlık, manevî çöküntü anlamlarında kullanılır. Nitekim 15Hicr 97“ Ve hiç kuşkusuz, gerçekte onların söyledikleri sebebiyle gönlünün daraldığını biliyoruz” ifadesi de peygamberimizin çektiği böyle bir manevî sıkıntıyı dile getirmektedir.HYılmaz.
Bu kelimeler, Kuranda manevi rahatlama, huzur bulma anlamında kullanılmaktadır, maddi bir yarma ve ayırma işlemini ifade etmemektedir.MOkuyan.
Peygamberin, çocukluk veya sonraki dönemlerde kgöğsünün yarılması, kalbinin çıkarılması, zemzemle yıkanması, sonra yerine konulması şeklindeki yaklaşımların Kurandan delili bulunmamaktadır.MOkuyan.

 şerh-ı sadr” deyimi, Kur’ân’da beş yerde geçmektedir:
6Enam 125.Ve sonra, Allah kimi doğru yola iletmek isterse, İslâm için onun göğsünü açar. Kimi de saptırmak isterse, göğsünü öyle sıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. İşte böyle, Allah, pisliği iman etmeyenlerin üzerine kılar [bırakır, atar] .
16Nahl 106.Kalbi iman ile yatışmış halde iken baskıyla zorlanan kimse hariç, kim imanından sonra Allah’a küfür eder, İNKARA GÖĞSÜNÜ açarsa, böylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap iner. Bunlar için büyük bir azap da vardır.
20Ta Ha 25–28.Mûsâ dedi ki: “Rabbim! Göğsümü aç, işimi bana kolaylaştır. Dilimden de düğümü çöz ki, sözümü iyi anlasınlar.”
39Zümer 22.Allah’ın İslâm için göğsünü açtığı kimse, Rabbinden bir ışık/aydınlık üzerinde olmaz mı? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte onlar apaçık sapıklık içindedirler.
Daralmak, sıkışmak, aciz kalmak anlamına gelen Dat-Kaf dıkı kelimesi 6/125, 9/25, 9/118, 11/12, 11/77, 15/97, 16/127, 26/13, 27/70, 29/33, 65/6 olmak üzere 11 yerde geçmektedir.
Bu iki kelime, aynı ayette karşıt anlamlarıyla yer aldığı gibi, farklı ayetlerde de kullanılmıştır.  Örneğin:
6/125 de dıkı ve şerh kelimeleri aynı ayette karşıt manada, göğsün daralması ve göğsün açılması anlamında kullanılmıştır.
Yine, Musa’nın aynı yakarışının anlatıldığı iki ayrı ayette:
26/13   وَيَضٖيقُ صَدْرٖى وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانٖى فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ    Ve yediku sadri ve la yentaliku lisani fe ersil ila harûn.  Göğsüm daralıyor, dilim açılmıyor (tutukluk yapıyor), onun için Hârûn'a da elçilik ver." 
20/25   قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لٖى صَدْرٖی     Kale rabbişrah li sadri.  (Mûsâ) dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)"
26/13 de göğsüm daralıyor denirken 20/25 de ise göğsümü aç kelimesi kullanılmaktadır.
Göğsün inşirah eyleminin, bakış açısının, ufkunun açılması, motivasyonunun artırılması vb anlamlara geldiği anlaşılmaktadır.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı